fbpx
Kültür

Filme de uyarlanan kült roman 'İhtiyara Yer Yok' Türkçe'de

[ad_1]

İthaki Yayınları, McCarthy’nin „İhtiyarlara Yer Yok“ romanının yanı sıra, Boris Vian’ın “beyaz zenci”nin intikam öyküsünü anlattığı „Mezarlarınıza Tüküreceğim“, Aldous Huxley’in başyapıtı Cesur Yeni Dünya’nın güncelliğini sorguladığı eseri „Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret“, Michael Moorcock’ın „Elric Rüya Diyarlarında“ ile Türkiye‚de kadın yazarların öncüleri arasında yer alan Suat Derviş’in „Kendine Tapan Kadın“, „Hiçbiri“, „Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır“ ve „İstanbul’un Bir Gecesi“ eserlerini okurla buluşturuyor. Alexandra Brodsky ve Rachel Kauder Nalebuff’ın editörlüğünü üstlendiği „Feminist Ütopya Projesi: Daha İyi Bir Gelecek İçin Elli Yedi Tahayyül“ de 19 Ekim’de bu kitaplarla birlikte raflardaki yerini alacak.

İhtiyarlara Yer Yok

Modern Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan, sıklıkla Herman Melville ve William Faulkner gibi ustalarla kıyaslanan Cormac McCarthy kariyeri boyunca Güney gotiği, Western ve postapokaliptik türlerde verdiği birbirinden başarılı eserlerle Pulitzer, National Book, National Book Critics Circle ve MacArthur Fellowship gibi ödüllerin sahibi oldu. 2007 yılında Coen Kardeşler tarafından sinemaya uyarlanan İhtiyarlara Yer Yok ise “En İyi Film” başta olmak üzere dört dalda Oscar kazandı.

Rio Grande yakınlarında avlanan Llewlyn Moss, bir şeylerin ters gittiği belli olan bir çatışma bölgesine rast gelir. Çatışmadan geriye kalanlar arasında cesetler ve kilolarca eroinin yanı sıra bir çanta dolusu para da vardır. Moss’un kader çizgisi vereceği karar üzerine burada çatallanacak ve deyim yerindeyse bir ölüm meleği peşine takılacaktır.

Kutsal kitaplar kadar kadim, günlük olaylar kadar dehşet verici konulara eğilen İhtiyarlara Yer Yok, kader, adalet, ahlak ve açgözlülük üzerine yazılmış modern bir klasik.

“McCarthy kelimeleri öylesine güzel kullanıyor ki sıradan bir iyi-kötü çatışmasını birinci sınıf bir edebiyat eserine dönüştürüyor.” – AnnIe Proulx

“Amerikan Yüceliğinin pragmatik bir geleneği varsa, Cormac McCarthy’nin kurguları bunun zirvesidir.” – Harold Bloom

Mezarlarınıza Tüküreceğim

Otuz dokuz yıllık renkli ve verimli yaşamı boyunca romanlar, şiirler, şarkı sözleri yazan, trompetten ve cazdan vazgeçmeyen, oyunculuk, şarkıcılık, mucitlikten de geri kalmayan ve doğal bir oyunbozan olan Boris Vian’ın meslek hayatında Fransız Standartları Enstitüsü’nü seçmiş olması belki de sanat dünyasının en parlak ironilerinden biridir. Dönemin diğer bazı isimleri gibi doğaçlama yaşayıp eser veren Vian bugün asıl olarak yazar kimliğiyle ve antimilitarist bakış açısıyla tanınıyor.

Vernon Sullivan müstearıyla kaleme alınan ve bir “beyaz zenci”nin intikam öyküsünü anlatan Mezarlarınıza Tüküreceğim, hakkında net bir yoruma varılması zor, açık uçlu yapıtlardan biri. Şiddet ve erotizm duvarını aşarak bir rehabilitasyon, bir katharsis yaşamak mümkün mü? “Her şey”i görüp tanık olduğu için bir omuz silkme refleksi geliştirmiş olan günümüz insanı bu soruya ne yanıt verirse versin, kitaptan uyarlanan filmin galasında hayal kırıklığına kapılarak kalp krizinden ölen Vian’ın yapıtına sahip çıktığı ortada.

“Mezarlarınıza Tüküreceğim meşhur Amerikan pulp’ıyla Fransız sado-erotizminin hararetli bir birleşimi.” – The Guardian

“Boris Vian eşi benzeri olmayan bir yazar.” – James SallIs

Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret

Yirminci yüzyılda hem edebiyata hem de felsefeye büyük katkılar sağlayan, başta Cesur Yeni Dünya, Algının Kapıları ve Ada olmak üzere yazdığı elli kadar kitapla yalnızca çağını değil çağdaşlarını da derinden etkileyen, döneminin en önemli entelektüellerden İngiliz yazar Aldous Huxley, yedi kez de Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterildi. Başyapıtı Cesur Yeni Dünya’nın güncelliğini sorgulayan ve panoramasını çıkaran Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret, Huxley’nin kaynak eserinin bir sağlaması niteliğinde.

Cesur Yeni Dünya’dan yaklaşık otuz sene sonra yayımlanan eser, romandaki kehanetlerin ne ölçüde gerçekleştiğini mercek altına alıyor. Romanı yazarkenki öngörülerinin izini süren Huxley, dünyanın, tasavvur ettiği distopyaya çok daha büyük bir hızla dönüştüğü sonucuna varıyor.
Nüfus artışından uyuşturucu kullanımına kadar pek çok konuda fikirlerini belirten Huxley, bu kitabıyla birlikte Cesur Yeni Dünya’yı yeniden ele alırken bir diğer romanı Ada için de köprüler kuruyor.

“Huxley’nin uzak bir geleceğe dair satirik öngörülerinin bu kadar kısa sürede gerçeğe dönüştüğünü keşfetmek dehşet verici.” – New York TImes

“Çağımızın belirsizliğinde bize kim olduğumuzu gösteren şeylerden biri de Huxley’nin dehasıdır.” – Margaret Atwood

Elric Rüya Diyarlarında

Fantastik edebiyatta hiçbir karakterin yapamadığını yapan, takipçisi eserleri kökten etkileyen yegâne karakter: Moorcock’ın fiziksel olarak zayıf, zihinsel olarak sorunlu, bir uyuşturucu bağımlısı gibi kılıcına tutkun, rock’n’roll tarzı anti-kahramanı Elric!

Michael Moorcock’ın yarattığı efsanevi karakter Melnibonéli Elric, serinin beşinci kitabı Rüya Diyarlarında’da Elric hikâyesinin başlangıcına götürüyor bizi. Kronolojik olarak Melnibonéli Elric’ten sonra geçen İnci Kalesi’nde, Elric hikâyeye ismini veren kaleyi bulmak için kılıcından, ona güç veren büyülerden mahrum kalma pahasına bir genç kızın rüyalarına adım atıyor.

Bu ciltte ayrıca Neil Gaiman’ın önsözü ve Michael Moorcock’a ithaf ettiği Eski Moorcock Dolu Bir Yaşam öyküsü, DC tarafından yayımlanmış Elric: Bir Büyücünün Eğitimi çizgi romanının senaryosu, Fildişinden Portre isimli bir bir Elric öyküsü ve Moorcock’ın fantazi edebiyatı üzerine yazdığı Fantazi Suretleri’nin üçüncü bölümü okurlarla buluşuyor.

Kendine Tapan Kadın

İki insanın birbirini sevmesi mümkün müdür? Yoksa kendine tapan kadın Sârâ’nın dediği gibi insan kendisinden başkasını sevemez mi?

Suat Derviş’in Gece Postası gazetesinde 1947 yılında tefrika ettirdiği ve büyük ilgi gören Kendine Tapan Kadın ilk kez kitap olarak okurla buluşuyor. Fosforlu Cevriye’den hemen önce kaleme alınan Kendine Tapan Kadın, sınıf çatışmasını, insani hırsların ve çıkarların toplumda açtığı büyük yaraları bütün çarpıcılığı ve cesaretiyle ortaya koyuyor. Genç bir kadının çocukluğunda açılan derin bir yara onu nasıl bir zalime dönüştürür ve en büyük zararı yine nasıl kendisine verir adım adım gösteriyor Derviş.

Titiz ve yoğun arşiv çalışmalarıyla ortaya çıkarılan Suat Derviş külliyatının mihenk taşlarından biri olan Kendine Tapan Kadın yetmiş bir sene sonra okurla buluşuyor.

“Kendine Tapan Kadın’ı -gerçekten soluk soluğa- okuyup bitirdiğimde, bu yaz, Ağustosta, kendi kendime “Unutulmayacak bir roman!” dedim. Anlatışıyla, ele aldığı sorunla, bazı benzersiz sahneleriyle, kurgusuyla, Hele Etmeyezli Sârâ’sıyla.” – Selim İleri

Hiçbiri

Suat Derviş, gerçek sevginin önemini ve sevgisizliğin insan ve toplumu ne hale getirdiğini tüm gerçekliğiyle anlatıyor.

1923 yılında Kütüphane-i Sudi Neşriyatı tarafından basılan Hiçbiri, insani ilişkilerin, yalnızlığın, hayal kırıklıklarının ortaya çıkardığı ruh hallerini derinlemesine tahlil ederek karakterlerini kuruyor. Ablası Hamiyet Derviş’le olan ilişkilerinden de beslenen romanda Suat Derviş, yer yer kendini bir roman karakterine dönüştürmekten çekinmiyor.

“Derviş, karakterleri üzerinden kadının gerçek anlamda yaşamaması ve hayatın içine girememesi sorunlarını dile getirmiştir.”­ – Ayşegül Utku Günaydın

Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır

Bir dokuma fabrikasında sömürülen, bütün hakları gasp edilmiş bir avuç insanın hayatının anlatıldığı roman toplumcu gerçekçi çizgide yayımlanan ilk kitaplardan.

Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır, Tan gazetesinde 1937 yılında tefrika edilmeye başlandığında toplumcu gerçekçi roman popüler bir tür değildi. Hatta köy ve taşranın dışına çıkıp şehir hayatını, kenar mahalleleri, fabrikaları anlatan roman yok denecek kadar azdı. Suat Derviş’i çalıştığı gazete muhabir olarak Sovyetlere gönderdiğinde romanı yarım bir şekilde, taslaklarıyla Kemal Tahir’e bırakmış, son kısmını Kemal Tahir tamamlamıştır. Tren yolculuğu sırasında iki kalın defter yazıp yolladıysa da gazete tefrikanın yeterince ilgi görmediğini söyleyerek Kemal Tahir’in sonu yazmasını istemiştir.
Bu koşullar altında yazılan ve okurla buluşan roman seksen bir sene sonra ilk kez Suat Derviş adıyla kitaplaşıyor. Dünden bugüne koşullarda ve sömürülen bir avuç insanın hayatında bir şey değişmediğini gözler önüne seren Derviş, zamanı aşan öngörüsü ve tahlilleriyle büyük bir yazar olduğunu gösteriyor.

“Derviş, 1930’ların yoksulluğunu, İstanbul’un işçi mahallesi olan Edirnekapı civarını öyle sahici anlatır, öyle çarpıcı resmeder ki yer yer Emile Zola’nın Germinal romanındaki maden işçilerini, bazen de John Steinbeck’in bu romandan iki yıl sonra yayımlanan Gazap Üzümleri’ndeki mevsimlik işçileri görür gibi olursunuz.” – Menekşe Toprak

İstanbul’un Bir Gecesi

Suat Derviş, her bir karakterin trajediye dönmüş hayatını çarpıcı ve apaçık bir dille anlatıyor.

İstanbul’un Bir Gecesi sıradan bir gecenin farklı sınıftan insanlarca nasıl yaşandığını, bir yanda tek sefer giyeceği bir elbiseye servet ödeyen kaymak tabakadan bir kadınla, diğer yanda oğluna kan parası bulmak için bedenini satan veremli bir anneyi anlatıyor. Sadelikten ve akıcılıktan vazgeçmeyen Derviş “edebiyat yapmadan” edebiyat yapıyor.

1939 yılında Haber gazetesinde tefrika edildiğinde ses getiren metin bugünkü sosyal ve ekonomik uçurumların da çok uzağına düşmüyor. Suat Derviş’in ‘30’lardan itibaren ürettiği toplumcu gerçekçi metinler eleştirmenler tarafından yıllar içinde görmezden gelinmiş olsa da bütün canlılığı ve gerçekçiliğiyle seneler sonra bile anlamını ve önemini koruyor.

“Henüz sınıflar arasındaki makasın son derecelerine kadar açılmadığı 1930’larda Suat Derviş, İstanbul’un Bir Gecesi ile, Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi romanıyla 1970’lerde yaptığının bir benzerini yapar. Yazar, bir düğün etrafında Türkiye’nin çarpık kapitalistleşmesinin gündelik tarihini sunar.“ – Çimen Günay Erkol

Feminist Ütopya Projesi

Değişime olan inançsızlık dünyanın sonunun eli kulağında olduğuna inanılmasına, türlü türlü distopyaların kurgulanmasına zemin hazırlıyor. Kadınların çeşitli biçimlerde anbean maruz kaldığı şiddet birçoklarınca kanıksanıp olağanlaştırılırken, kadın özgürleşmesinin siyasi ifadesi olan ucu açık bir tasarı olarak feminizmin sesleri de çeşitli mecralarda tektipleştirilerek itibarsızlaştırılıyor. Fakat kadınlar direnip mücadele etmeye, başka bir dünyanın hayalini kurmaya devam ediyorlar. Alexandra Brodsky ve Rachel Kauder Nalebuff’ın bu doğrultuda editörlüğünü yaptığı Feminist Ütopya Projesi: Daha İyi Bir Gelecek İçin Elli Yedi Tahayyül’de işte bu türden hayaller boy veriyor ve yenilikçi görüşler, kesif karamsarlığa inat, bambaşka bir dünyaya giden yolun taşlarını sebatla ve neşeyle döşemeye girişiyor. Makalelerden denemelere, şiirlerden öykülere, çizimlerden söyleşilere uzanan biçimsel çeşitliliğiyle, istediğiniz kısımdan okumanıza olanak tanıyan yapısıyla, toplu halde âdeta bir takımyıldızı izlenimi veren fikirlerinin zenginliğiyle bu derleme kitap, okurlarını kendi feminist tahayyüllerini oluşturmaya da kışkırtıyor.

Adına yaraşır biçimde feminist olan bir toplumda sanat, cinsellik, çalışma hayatı, eğitim, moda, dil, mutfak, spor, tıp, hukuk, sinema ve ilişkiler neye benzerdi? Feminist Ütopya Projesi statükoya kafa tutuyor, olumlayıcı vizyonları ortaya koyuyor ve bizi yepyeni bir geleceği hep birlikte, şimdi ve burada kurmaya davet ediyor.

Ne İstiyoruz? Daha Fazlasını.

“Bu kitap, feminist muhayyile sayesinde nasıl daha feminist bir gerçekliğin sağlanabileceğine kafa yoranlar arasında elden ele gezecek.” – Library Journal

“Feminist Ütopya Projesi kendi ütopyasını hayata geçiriyor: En güncel feminist bakışlarda, insan deneyimi ile kurumsal siyaset ve kamusal hayat iç içe geçiyor. Bu çalışma hayal kurmanın ve eylemenin yeni yollarını gözler önüne seriyor.” – Chris Kraus, I Love Dick’in yazarı

“Bu kitabı elinize aldığınızda özgürleşmeyi tadabilir, ona dokunabilir, onunla konuşabilir, onu duyabilir, görebilir ve hissedebilirsiniz. Adalet istikametindeki yolculuğumuz ömür boyu sürecek. Bu kitaptaki tutkulu metinler işte bu yolu aydınlatıyor.” – Joanne N. Smith, Girls for Gender Equity yöneticisi

[ad_2]

Devamini oku >>

Cok okunan

To Top